03 Ocak 2018

SABIR TAŞI OLSA ORTA YERİNDEN...

Şöyle kabaca bir anlatayım. Ne tarafa koşacağımı şaşırdığım günler oldu. Skandal Ailesi’nde sular bir türlü durulmuyordu. İlişki hanemde gemileri yakmaya kalkıyorduk direkleri tutuşturup, köprüleri yıkılsın diye sallıyorduk. Ben bir yandan köprüleri sağlamlayıp gemideki yangınları söndürüyordum.

Böylece tıkandığım bir anda elimde sıkı sıkıya tuttuğum tüm ipleri bıraktım. Benim ipleri bırakmamı bekliyormuşçasına tüm kavgalı kardeşlerim barıştı. Ardından 11 yılda defalarca aynı eve çıkmayı istememe rağmen sevgilim bir adım atmıyordu. Bu istekte diretmekten de vazgeçtim sonrasında...

Birkaç ay sonra elimize geçen bir miktar parayı ev almak için kullanmaya karar verdiğimizde de yine aynı evde yaşamayı şöyle bırak bana dostuna ev alan kodoman konuşması yapıyordu: “Hayatım senin işine yakın yerde alalım, ben yine haftanın üç günü gelirim.” Buna karşılık ailesiyle konuşup kuşlarının artık yuvadan uçması gerektiği konusunda onları ikna edebildim. İş önemli değildi, 11 yılımı verdiğim insanı her sabah uyandığımda görmek istiyordum...

Evi bulup yerleşmemizden 1 ay sonra “Keşke daha önce dinleseydim seni, böyle... birlikte... çok iyi hissediyorum.” dedi. Bir hafta sonu ailemi ziyarete gittiğimde ise “Sen 11 yıl yalnız kalmaya nasıl dayandın? Ben iki gün çok sıkıldım, seni anlayamadım özür dilerim.” dedi. O ve ben evde her şey tamdı gerisi boştu. Arada Karadeniz, Balkanlar, Hindistan ve Tayland turları yaptık tatillerimizde... Eksik bir şey vardı ama biraz zamana ihtiyacımız vardı. Sonra bir köpek almalıyız diye söylenmeye başlamıştım bile. Ardından ona sormadan hayvansever siteler üzerinden barınağa gitmeden bir köpeği sahiplendim. O kadar çirkin bir tüy yumağıydı ki! Adını bahtı güzel olsun diye Çirkin koyduk. Başlarda “Niye aldın bunu” diye söylenen sevgilim bir iki ay sonra “İyi ki almışsın” demeye başlamıştı bile... 2 yıl oldu bile şimdi 2. Köpek için diretiyorum. Bakalım kısmet... :-I

Ha yeğenlerim 2. çocuklarını doğurdu bu arada, 3. yeğenimi de evlendirdik o evlenmeden bir ay önce annesi (ortanca ablam) doğum yaptı. Yani oraya hiç girmeyeyim uzun hikâye...
Kötü polisi oynamayı seviyorum. İnandığım şeylerin arkasından gitmeyi de, sonrasında “haklıymışsın!” denilmesinden hoşlanmasam da sonuçta haklı çıkmaktan haklı bir gurur duyuyorum.


2018’de güzel şeyler gelsin başınıza; ayağınız takılırsa mesela düşerken biri tutsun elinizden ya da düştüyseniz de yerden kaldıran kişi o kişi olsun... Yalnızlıklarınızı değerlendirebilecek uğraşlar bulun kendinize o vakte kadar... Mutlu biten filmler izleyin... İnsan sevmek istiyor yalnızsa, destek görmek istiyor bir şeyler yapmak için çabalıyorsa, karşılık görmek istiyor seviyorsa, desteklemek istiyor inanıyorsa... Bu yıl bunların üzerine gidin... İsteyin verilecektir başkasının yaşamında sorun yaratmıyorsa... N

30 Aralık 2017


ZOR MU OLDU NE?

En son bir buçuk yıl önce yazmışım bir şeyler... bu kesinlikle bir geri dönüş değil; daha çok yazacağım, daha fazla ilgileneceğim dediğim çok söz yedim. Bu yüzden kesinlikle bir geri dönüş değil diyorum.

Zor bir yıldı! Bırakın yazmayı aklımdan ne geçtiğini bile düşünecek an bulamadım. İşim gereği ellerim her gün klavyedeydi ama blog camiası bir yaz sıcağında kızgın kumlardan soğuk sulara atlar gibi sosyal medyaya atlayan bir güruhun pençesinde can verdi bence.
Kaç kez geçtim başına bilgisayarın kendim için bilmiyorum. Anlatacak çok şey birikti evet, yazıp anlatabilecek gücüm var mı? Hayır! Başka bir amaç için yazıyorum kendime şimdilerde... Biterse haberiniz olur illa ki...


“Bu bir yeniden merhaba değil” diyorum. Söz vermeyeyim çünkü tutmuyorum. Bir hendek var önünde atlamaya çalıştığım. Yeni umutlar, yeni başlangıçlar, yeni bir hayat diliyorum size yeni yıldan... "Olur ya görüşemezsek; günaydın, iyi günler, iyi akşamlar..." (Truman Show) N.

14 Mayıs 2016



GÜLE GÜLE

Aidiyet duyduğum topraklar var,
Yangını yangın, koru kor
Ahımı alma çocuk, çirkinleşebilirim.
Kırgınlıklarımın öfkeli bir dalgasıyla
Boğabilirim seni
İnandıkların uğruna onlar gibi
Körü körüne koru beni de.
Telafisi ol telef ettiğin ruhumun.

Ait olduğum insanlar var, senin gibi
Sen de benimsin çocuk
Kanın kanıma karışmış, dölün dölüme
Yasal piçleriz babalarımız zevkten öldüğünde
Tanrı yoksa sana taparım
Ölüne de dirine de…
Günaha sokma beni çocuk, alışabilirim
Üstünden yol geçen mezarlıklar gibi
Baltalayarak gömebilirim seni kalbime.

Ait olduğum yataklar var
Ninniyse ninni, aşksa aşk
Bir şekilde uyuduğum.
Uyandırma beni çocuk, sayıklayabilirim.
Kendimden bile sakladığım sırlarımı
Dökebilirim dile…

Beklediğim kimseler var…
Arkadaş, eş, dost, sevgili
Geç kalma çocuk son görevine, kaybedebilirim.
Veda edebilmenin umudunu yitirip

Kapatabilirim gözlerimi dünya nimetlerine.

Dinsiz ayetlerim var
Susturma beni çocuk, haykırabilirim
Şeytanların alkışladığı bir yoldan yürüyüp
Sürükleyebilirim seni de cehennemime.

Yaşadım, sevdim ve öldüm: güle güle...N

17 Şubat 2016



ONUR, İSYANDADIR;
GERÇEK İSYAN, SUSMAKTIR!

Renkli gözyaşlarım var,
Ağlarsam boğarım karanlığı…
Vasiyetimdir;
Annemin rahmine gömün beni!
Makyajım akarsa şaşırmayın
En az sizin kadar insandım!
Onur, isyandadır.
İsyanımdı bir akşamüstü istiklalde, istikbal yürüyüşüm
Susuyordunuz oysa haykırırken ben,
Buradayım diyerek yüzünüze...


Doğruya Doğru…
Malum Haziran geliyor...
Geçen yıl, 2015 Onur Yürüyüşü tam bir fiyaskoyla başlamadan bitti. LGBTTİ derneklerinin şahsen beni temsil etmediklerini düşünmeye başladığım için ürettikleri projelere de pek samimi bakamıyorum artık.

"NORMALLEŞMİYORUZ!" başlıklı “inadım inat” bir tema ne kadar samimi olabilirdi? Bir gay olarak o başlığı irite edici bulmuştum. Topluma baş kaldırı yapmak, her yıl ters tepmiyor mu? Özellikle Türkiye’de yaşayan insanların (ki Müslüman olan kısımdan bahsediyorum) Onur Haftası’nın Ramazan ayına denk gelmesiyle daha da bir hassaslaştığını varsayarsak. Zekâ ürünü ve üç ayları alaya alıyor gibi gözüken bazı pankartların, bizi desteklemesi gereken ailelerimizi bile zora düşürdüğünü hayretle izledim. Üzerine gelen polis müdahalesi haklı haksızlıklarımıza deyim yerindeyse limon sıktı.

Haklı Haksızlıklarımız
Bir görüşü savunuyoruz. Ak ya da kara fark etmez tüm LGBTTİ oluşumlarının birbirinin varlığına saygı göstermesi gerekirken öbek öbek gruplar hâlinde, her telin başka ses verdiği bir yürüyüşün de benim için elle tutulur bir ruhu ne yazık ki olmuyor.

O yürüyüşe şov gözüyle bakılmasına, yürüyüş sırasında alkol tüketilmesine, lafügüzaf bir partner turu gibi birçoklarının birbirine göz süzüp, kendi aralarında sohbet etmesine, düdük çalınmasına, vur patlasın çal oynasın şeklinde sadece eğlenceymişçesine bir araya gelinmesine karşıyım.

Ne Yapmalı?
LGBTTİ Onur Haftası Yürüyüşü bir duruş olmalı. Topyekün sessiz bir isyan olmalı. Geçmişte toprağa bıraktıklarımızın arkasından sessiz bir ağıt olmalı. Onlara saygı, kendimize saygı, yaşadığımız topluma saygı göstermek olmalı.





2016 Onur Yürüyüşü yine bir Ramazan ayına denk geleceği için Önerim şudur:
  • Şimdiye kadar ölen LGBTTİ bireylerinin birer fotoğrafı basılsın.
  • Sadece siyah kıyafetler giyilsin. (Biliyorum mevsim yaz, sadece 1 gün saygı için)
  • Düdük yok,  Alkış yok, Ses yok, Çıplaklık yok, ALKOL kesinlikle yok.
  • Herkes simsiyah! Herkesin ağzında siyah bir bant ve göğüslerinde kimlik kartı boyutlarında birer gökkuşağı iğnelensin.
  • Sadece tek bir kişi (Şevval KILIÇ olabilir.)  Sadece tek bir megafondan en önde haykırıyor: Görmüyorsunuz! Duymuyorsunuz! Ölüyoruz. Biz ölüyoruz Anneler yenilerini doğuruyor. İnsanız, İnsanca Yaşamak istiyoruz vb… Ardımızda ne ölümler bıraktık ayak seslerini duyuyor musunuz? benzeri cümleler ve ardından herkes ayaklarını yere daha vuruyor. Sessiz bir çığlık gibi: RAP! RAP!
  • Duygularıyla var olan toplumumuzun duygularına hitap edelim bu yıl olmaz mı? Her yıl gürültünün içinde, yeterince gürültülü bir şehirde dış seslere kulak tıkayan, çığlıklara sessiz kalan toplumumuza ayna tutalım istiyorum. Toplumun karanlığına dökün renkli göz yaşlarınızı…
  • Kalbimizin üzerine iliştireceğimiz gökkuşağı kartları 1 TL’den satılırsa binlerce TL de toplanabilir bu bahaneyle ve dernekler arasında pay edilebilir, daha güzel organizasyonlar için.
  • Yürüyüş sonrası gelenek haline gelen parti kısmına hiçbir itirazım yok. Ama yürüyüşe Onurumuza saygı gösterilmesini talep ediyorum.

17 Ağustos 2015



KÜTÜR KÜTÜR DEKADANS

Bir kitap düşünün; kütür kütür imgeleri olan, karanlık bir hikâyenin içine sizi alıp kapıya, ilerideki ışığa kadar götüren ve kapının ardında ne göreceğinizi size bırakan bir kitap: Dekadans ve Ölüm!

Ölümlerden ölüm beğendim okurken...

Korku hikâyelerinden bahsetmiyorum, nereye gideceğini kestiremeyeceğiniz hikâyelerden bahsediyorum.

Hayal kurmayı bırakmamış olanlara...